Skip to content
Yazı Renkleri
Bulunduğunuz sayfa: Anasayfa
Resim Galerisi
Video Galeri

Güncel Haberler
  • Pause
  • Previous
  • Next
1/12
Image Makale 2

  

 

Hasan Dündar

30 Aralık 2011

ÖRGÜTLÜ TOPLUM VEYA EHİLLEŞTİRMEDE STK’LAR

   

   Günümüz itibarıyla STK’lar hakkında o kadar çok şey yazılıp çiziliyor ve de bütün bunların üzerine öyle duygu yüklü nutuklar atılıyor ki; İnanın duyma imkânı olmayan “sağırlar” bile neredeyse duygulanıp selpak mendillere sarılacaklar. Yani anlayacağınız şimdilerde mevcut STK’larla ilgili Allah muhafaza ters bir şey söylemeye gelmez. Çünkü bu STK’lar bizim her şeyimiz, varımız yokumuz, ancak bu STK’lar varsa biz varız yoksa kendimizi nasıl ifade ederiz kabilinde say sayabildiğiniz kadar gerçek sandığımız hayal ürünü yanılsama .  Bu işin sonu nereye varacak pek bilen de yok. Bindik bir alamete gidiyoruz kıyamete cinsinden çeşit çeşit STK’lar.

  Şimdi tekrara lüzum yok. Camiye gelene abdest almayı anlatmaya benzemesin diye sizleri yok STK nedir ve ne içindir? Yok sivilleşme yada vesayet gibi bir felsefik tartışmanın içine çekmeyeceğim. Sadece mevcut durumu tespit için hatırlatırsak STL’lar artık bilcümle bizim vazgeçilmezlerimizdir. Solculardan ziyade özelliklede bastırılmış toplulukların, Kürtlerin, Alevilerin, Romanların, kısmen sağcıların özelliklede İslamcıların yanlarında sevindikleri ve gözleri gibi en değerli şeyleriymiş gibi muhafaza ettikleri STK’ları günümüzün en geçer akçesidir.

  Bu durumdan rahatsız mıyım? Diye kendime soracak olursam cevabım çok net: Asla ve kat’a. Peki nedir derdim? Toplumsal tepkisizliğimizin kökenine varmak isterken bazı düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. Çünkü şimdilerde özgürlük alanını açmak veya zulme karşı duranlarla ortak bir dil oluşturmak başlangıcı ile “Daha çok demokrasi ama Herkes için demokrasi” dediğimizde en mahrem yerleriyle bize gülmeye çalışan birileri dün de STK’lara çatarak atıp tuttuğunda yine ikaz edenler bizlerdik. STK’lara çok atmayın yarın birer STK’nın başında sizler olabilirsiniz derdik. Bizim güya bu çocuksu sözlerimiz onların dudak bükmesine vesile olur, bizim zavallılığımıza(!) acırlardı… Şimdi her biri bir STK’nın başında. Şimdiye kadar sizler yazdığım kısaltma STK’nın açılımını hala sivil toplum kuruluşu zannediyorsanız yanılıyorsunuz. Çünkü günümüz de sivil toplum kuruluşundan çok Silahsız Türk Kuvveti gibi yapılanmalar söz konusudur. Yani askerin yerine vesayeti de başka şekilde meşrulaştırmak için hazır kıt’a emre amade bekleyen kurum ve kuruluşlar.

  Malatya’mız da veya ülke genelinde bırakan yanlışlara çıkmak hiç olmazsa iktidarın elini güçlendirmek için bile olsa “ortak akılla” çalışan, örgütlenen ve bu örgütlülüğünü canlı bir şekilde bütün çalışmalarına yansıtan gerçekten sivil kurum ve kuruluşlarımızın sayısı STK’ların yüzde onunu geçmez diye düşünüyorum. Geriye kalanlarımız ya illegalitenin resmi görüntüsü yada dostlar pazarda görsün kabilinde onların var niye bizim yok dercesine birer dernek yada vakıf. Bu sözüm ona STK’lar hangi örgütlülüğü sağlayacak ta ne iş yapacaklar? Bakıyorsunuz şehrimiz de bir şeyler oluyor kimsede tık yok. Hele hele iktidarın bir yanlışını yada yanlış anlaşılan bir şeyini Allah muhafaza gündeme getireni bırakın, gündemin yanından geçeni bile yok.

  Peki, böyle olunca askeri vesayetin yerini sivil vesayet almıyor mu? Kısacası toplum veya bireyleştirilen ama camia adı verilen yapılanmalar otur otur, kalk kalk, Allah muhafaza öl öl gibisinden birer robot halini almıyorlar mı? Bırakınız demokratik hakları “onların işleri aralarında istişare iledir” hükmünü bile ıskalayan bir anlayışla başkanlıklar, yönetim kadroları hep şekil şartından ibaret hep derinlerde oluşturulmuyor mu? İnsanlar ağabeylerinin, üstadlarının, efendilerinin, şeyhlerinin v.b komitelerinin onaylayıp önlerine koydukları listeleri seçmiyorlar mı? Hatta yasama için seçilen vekiller, oluşturulan hükümetler hep bu anlayışla seçtirilen parti teşkilatlarının eseri değil mi? İşte sonuçta bu STK’lar yani Silahsız Türk Kuvvetleri hangi örgütlülüğü sağlayıp hangi faaliyeti gerçekleştiriyorlar?

  Yapılanları görmeyecek kadar kör değilim elhamdülillah ama tepkisizliğimizi, sessizliğimizi, uysallığımızı gördükçe bu STK bize yaramıyor diye aklıma geliyor. Bilmem siz ne dersiniz? Yani mücadele azmi bitmedi mi? Devrimcilik pardon mücahitlik rafa kalkmadı mı? İsar anlayışımız körelmedi mi? Yani yumuşayıp evcilleşmedik mi? Kısacası bu STK’lılaşma bizi mevcut düzen nezdinde “ehilleştirmedi mi? Sürekli yanlış üstüne yanlış yapmıyor muyuz?

  Mesela bu günlerde bu tür STK’ların ermeni sorunu ile ilgili aldığı kararlarla ilgili “Fransız mallarına boykot” kararı bu tür STK’ların kararı değilse, boykot sonucu balta Fransız’dan çok niye bizim ayağımıza değiyor veya neden hep bindiğimiz dalı kesiyoruz. Yani boykot sonucu bakkal Ahmet’ten tutun da patron Mehmet’e kadar insanımızın niye işi bozulup aksıyor. Sözümüz para ediyorsa bu kaçıncı aldığımız boykot kararı. Nasıl bir STK işleyişidir bileniniz var mı?

  Dostlar, STK’ları kapatalım yada illegaliteyi ön plana çıkaralım demiyorum. Ama mesela İslam’dan öncede bazı ibadet şekilleri vardı ama Allah vahiyle peygamberimize(SAV) onların içini boşalttı. Cahiliye adetleriyle içleri dolu olan bu ibadetler yeni şekil ve formları ile Mekke’nin fethine vesile oldu. Biz de bunu başarabilir ve Mekke’mizi fethedebiliriz. Miladi yılbaşı aslında Mekke’nin fetih günüdür. Bilvesile düşünelim STK’lar bizim örgütlülüğümüz müdür yoksa bizi ehilleştiren birer aygıt mıdır? Yahut Silahsız Türk Kuvvetleri olmaktan nasıl kurtuluruz? Tabi vesayetten yana değilsek yoksa geçmiş olsun hayırlı işler…

  Selam ve dua ile Kalın sağlıcakla…


 



Mahmut Toptaş

araştırmacı yazar


Tatil ibadeti ve vefa


Yaz tatili, bizim gibi gurbet insanlarının aynı zamanda sıla özlemini giderme, hatır alma, gönül yapma, dualar alma günleridir.

Başta anne baba olmak üzere bütün akrabaları ziyaret etmek, gönüllerini almak, ikramda bulunmak, ihtiyaç anında yardımına koşmak, Kur’an-ı Kerim’in ve sünneti seniyyenin çok önem verdiği ibadetlerimizdendir.

Dostların bir araya geldiklerinde müsafaha/tokalaşmalarını tavsiye eder ve tokalaşanların ikisinin de günahlarının döküldüğünü haber vererek gönüldeki sevginin tenlerimizle de kenetlenmesini ister. (Ebu Davud, Edeb, bab 143, hadis 5212, Tirmizi, İsti’zan, hadis 2728)

Hasta ziyaretleri, düğün davetleri, büyüklere hürmet, küçüklere şefkat, anne ve babalarımızın sevdiklerini de ziyaret, bizi birbirimize bağlayan güzel özelliklerimizdendir ve aynı zamanda ibadetlerimizdendir.

Tatlı dil, güler yüz, bal gibi sözlerle hareket edecek ve dostlar arasındaki dargınlıkları kaldırmaya çalışacağız.

Vefalı olacağız. Allah’a karşı, Annemize karşı, babamıza karşı, bütün insanlara ve hayvanlara karşı vefalı olacağız.

Acı kahvenin kırk yıl hatırı olduğunu biliyoruz. Evimize, eşyamıza, vatanımıza, havaya, suya karşı vefalı olacağız.

Yumurtadan çıkıp da kabuğunu beğenmeyen civciv gibi, büyüyünce anasını beğenmeyen dana gibi olmayacağız.

Bir harf öğrendiğimiz kişiyle aynı inançta olmasak bile bir ömür boyu o bir harfin hatırına vefalı davranmaya devam edeceğiz.

“Vefasız dost, ışığı olmayan mum gibidir” demişler. Biz, kendimizi yakma pahasına da olsa ışık vermeye devam edeceğiz.

Dana, büyüyünce anasını tanımasa da anne yavrusunu emzirmeye devam eder.

Gözümüzü oyacaklarını bilsek de biz, bülbülün hatırı için karga beslemeye devam ederiz.

Civciv kendi kabuğunu beğenmese de yumurta yumurtalığını yapmaya civciv çıkarmaya devam edecek.

Dostlarımız bizim dünyamızı karartsalar da biz “Kara gün dostu” olduğumuzdan, biz onların dünyalarını aydınlatacağız.

“Eski dost düşman olmaz” diyeceğiz ve dostlarımızın hiç birini defterden silmeyeceğiz.

Yalnız yaşayan bir adam tanırım. İlkokulda sınıfça çektirdikleri fotoğraftan kızdığı her arkadaşını kese kese fotoğrafta da tek başına kalmış, ama kendi fotoğrafı da her tarafından kesilmişti. Kendisi de yamru yumru görünüyordu.

Biz, bize cefa eden dostlarımıza da vefalı davranacağız ve aramızdan bir defa geçen kara kedinin bir daha geçmesine izin vermeyeceğiz.

Her ne kadar Mehmet Âkif merhum

“Ya bu âlemde vefâ yok zâten,

Ya vefâsız bütün ebnâ-yı zaman;

Kime ok atmayı öğrettimse

Sonra bir gün beni de aldı nişan!”

dese de,

Şemsi Belli aynı anlamı:

“Taş yağmuruna tutmuşlardı dört koldan

Başı, bağrı açıktı

Bir tabanca verdim savunsun diye

İlk kurşunu

Bana sıktı”

Dese de, biz, Yunus’un dediğini der ve yaparız:

Herkim bana ağyar ise

Hak tanrı yar olsun ona

Her nereye varır ise

Bağ-u bahar olsun ona

Bana ağu sunan kişi

Şehd-ü şeker olsun aşı

Gelsin kolay cümle işi

Eli erer olsun ona

Önümce kuyu kazanı

Hak tahtın ağdırsın anı

Ardımca taşlar atanı

Güller nisar(saçılsın) olsun ona

Acı dirliğim isteyen

Tatlı dirilsin dünyada

Kim ölümüm ister ise

Bin yıl ömür versin ona

Her kim diler ben har (diken) olam

Düşman elinde zar(ağlayıp inleyen) olam

Dostları şadu, düşmanı

Dost u ağyar olsun ona

Her kim diler ise benim

O dostumdan ayrıldığım

Gözlerinden hicap gitsin

Dîdar(yüz) ıyan olsun ona

Miskin Yunus’un dünyada

Güldüğünü işitmeyin

Ağladığım isteyene

Gözüm bahar olsun ona




Mehmet Şevket Eygi

Din Hocaları, Şeyhler, İmamlar...

26-05-2011




Yıl 1980 veya 81, bir sabah namazında Aksaray Pertevniyal Valide Sultan camiine gitmiştim. Mabette dört beş saf cemaat vardı. Bendeniz üçüncü saftayım. Farzdan sonra selam verilirken arka safta Cerrahi tarikati postnişini merhum Muzaffer Efendi hazretlerini gördüm. Onu görmek bendenizi çok sevindirdi. Tesbihattan sonra musafaha ettik, cami civarında o zamanlar salaş dükkanlar vardı, bir yerde çay içtik, birkaç kişiyle sohbet ettik. Efendi, civardaki evinden tek başına gelmişti.

Din alimleri, fakihler, müftüler, mürşidler, tarikat şeyhleri, ilim ve irfan sahipleri cemaatin, halkın içinde olmalıdır. Halk ve gençlik onları görmeli, müşküllerini arz etmeli, bilgilenmeli ve aydınlanmalı, sohbetlerinden yararlanmalıdır.

Eskiden inzivaya çekilmiş olan şeyhler bile vakit namazlarını cemaatle kılarlardı. İmamı Gazali hazretleri Şam'da Emeviye camiinin minarelerinden birindeki bir hücreye kapanmıştı ama ezan okununca çıkıp camiye gidiyor, farz namazları cemaatle kılıyordu.

Şeyh efendi çok yaşlı ve hasta olabilir. Bu takdirde şer'i özrü vardır, cemaate katılmayabilir.

Yahut ülkede çok zulüm ve baskı vardır...

Din-i Mübin-i İslam'da Japon imparatoru Mikado gibi şeyhlik olmaz.

Ulema, fukaha, şeyhler, mürşidler her mezhepten ve meşrebten Müslümanlara ışık saçarlar, onları bilgilendirir ve aydınlatırlar. İskenderpaşa camii imam ve hatibi merhum Şeyh Muhammed Zahid Kotku hazretlerini isteyen herkes camiye gelip görebilirdi. Namazdan sonra Şeyh Efendi bazen bitişikteki meşrutasında özel olarak da görüşürdü.

1970'li yılların sonundaydı, bir gece yatsıdan sonra Alparslan Türkeş Şeyh efendiyi ziyaret etmiş, görüşmüş diye duymuştum.

Gerçek müftülerin kapısı halka kapalı olmamalıdır. Müftiü'l-enam Zembilli Ali efendi hazretleri üst kattaki penceresinden aşağıya iple bir sepet sarkıtırmış. Soru sahipleri o sepete kağıda yazar bırakırmış, efendi bir müddet sonra fetvasını yazılı olarak sepetle indirirmiş.

Osmanlı sarayında haftada birkaç gün Divan toplanır, halk buraya gelir, derdini ve ihtiyacını arz ederdi.

Muzaffer Efendi 1984'te (85'te miydi?) vefat etti. Bendeniz o zaman hapishanedeydim. Serbest olduğum zamanlar haftada bir iki gün efendinin Sahaflar Çarşısı'ndaki dükkanına gider, sohbetini dinlerdim.

Mehmed Zahid efendinin sağlığında sık sık İskenderpaşa camiine giderdim. Efendinin bendenize iltifatı çoktu. Bazen birkaç kişiyle beraber içerdeki dairesine buyur ederdi. Avludan geçerken, bazı radikal gençlerin "Bu münafığın burada ne işi var?.." diye arkamdan homurdandıklarını hatırlıyorum. İstikamet üzere kaldılarsa, mücahitliği terk edip müteahhit olmadılarsa ve namazlarını kılıyorlarsa hakkım onlara helal olsun.

1976'da haftalık Büyük Gazete'yi çıkartacağım zaman üniversiteli gençlerden birine yazı işleri müdürlüğünü teklif etmiştim. Zahid efendiye bağlıymış, gitmiş ona sormuş, şeyh efendi "Bizim Şevket mi, keşke bu müdürlüğü bana teklif etmiş olsaydı?.." diyerek muvafakat etmiş.

Şeyh olmayan değerli cami imamları da vardı. Beyazıt camii imamı Hendekli Abdurrahman Gürses hoca gerçek imamdı.

Sultanahmet camii imamı Gönenli Mehmed Efendi şeyhti, gizli bir hazineydi. Onun mazanne-i kiramdan olduğuna inanırım.

Eskiden muallim (öğretmen) Mahir İz gibi İslam büyükleri de vardı. Kendisiyle 1952'te tanışmıştım. 1969'da yurt dışına çıkıncaya kadar 17 sene sık sık ziyaretine gittim, Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde okuduğum yıllarda lütf edip bana nice mektuplar göndermiştir. Defalarca evine gittim, yemeğini yedim, sohbetinde bulundum. Kendisi hem ana, ham baba tarafından seyyidmiş, bu müddet zarfında bir kere bile ben seyyidim, Ehl-i Beyttenim dememiştir. O bir heykel-i mücesseme-i mürüvvet idi. Nur içinde yatsın.

(Anlatılacak örnek hocalar, şeyhler çok. İnşaallah mütebakisi başka bir yazıya...)

*(İkinci yazı)

Bozuk Düzen

Bozuk düzenin çanak yalayıcıları.

Bozuk düzenin haram rantlarına talip olanlar.

Bozuk düzenin kirli nemaları.

Bozuk düzenin haram kemikleri.

Bozuk düzenin ganimetleri.

Dün çok kötü bu bozuk düzen diyenler.

Bozuk düzen yıkılsın, yerine iyisi gelsin diyenler.

Bunların çoğunun şimdi sesleri solukları çıkmıyor.

Bozuk düzenin zehirli nimetleri onları semirtti.

Eski sahte mücahitler, yeni müteahhitler.

Haram yiyiciler.

Saçı bitmedik yetimlerin hakları.

Ne yurtta, ne cihanda barış var.

Silahlar patlıyor, gerilla savaşı, ölenler, yaralananlar, her yer toz duman.

Yağma, talan, vurgun gece gündüz devam ediyor.

Bina ve zina.

İrtikab irtişa.

Dava deve.

Altın gümüş, euro dolar, para para.

Asker rap rap rap diye yürür.

Bunlar rant rant rant diye.

Otuz sene önce içmeye ayranı olmayanlar bugün yedi yıldızlı hayat sürüyor.

Lüks hayat, oh yan gel de yat!

Lüks otomobiller uçar gider, ufukları aşar gider.

Lüks kravatı rüzgarla ters döndü, markası göründü, adam dört köşe.

Lokanta devri bitti, şimdi süper restoranda yiyor.

Boğaz'da Bilmem Ne Kitchen'da lüferin porsiyonu 500 lira.

Bin lira da olsa yer, denizde kum, onda para.

Çağdaş Maldiv adalarında tatil yapar.

Dincisi Umreye gider.

Kabe'nin yanıbaşındaki lüks otelin on beşinci katından bakar.

On bir ay günah işlemiş, umreden pir ü pak döner.

Bazı eski mücahitler Ramazan'da pek neşeli olur.

Etkinlikler, eğlenceler, Haliç Direklerarası, sahura kadar vur patlasın çal oynasın.

Kutsal ay edebiyatı.

Eski mücahitler ihaleleri çok sever.

Denizin dibi ısınır, yer deprenir.

Balıklar kütle halinde ölür, karıncalar yuvalarından dışarıya uğrar.

Yetim çocuklar ağlar, zenginler güler.

Hıçkırıklar kahkahalara karışır, bu ne konserdir.

Binalar yükselir, zinalar artar.

Camiler süslü, ezanlar gür, cemaat yok.

Altın Buzağı heykelleri güneşte parıldıyor.

Rejim baronları, ideoloji baronları, çağdaş baronlar, din baronları, cemaat baronları sürü sepet.

Ümmet yetmiş fırkaya bölünmüş.

Çekişme tepişme.

Zina artık suç değil, zinacılar bayram yapıyor.

Onbeş yaşından küçük çocuklara özel din ve Kur'an dersi vermek yasak. Veren kodesi boylar. Din hürriyeti böyle olur.

Başı örtülü diye Dr. Zeliha hastaneden kovuldu.

Başı örtülü avukat hanım duruşmaya giremez.

Başı örtülü hanım öğretmen ders veremez.

Liseli kız başı örtülü okula gidemez.

Meclis'te bir tek başı örtülü hanım vekil yok.

23 Nisan neşe doluyor insan.

19 Mayıs kutlu ve mutlu olsun.

Yaşasın Kemalizm!.. Yaşasın demokrasi!.. Yaşasın İslamcılık!.. Yaşasın BOP!..



Mehmet Şevket Eygi

araştırmacı yazar

Nereye Sürükleniyoruz?

27 HAZİRAN 2011
PZT 03:1

Türkiye nehri yatağından taşmış, büyük bir şelâleye doğru hızla akıyor... Seçimler bitecek, Meclis toplanacak, meseleler halledilecek, krizler yumağı çözülecek, memlekete huzur, iç barış, millî mutabakat (toplumsal uzlaşma) gelecek... Bütün bunların hayal olduğu anlaşıldı.

Türkiye'de, bildiğimiz (veya bilmediğimiz) satrançtan bin misli karışık, girift, büyük, dev bir satranç oynanıyor.

İdeolojik vesayet taraftarı egemen azınlıklar ile tarihî devamlılık, millî kimlik ve kültüre saygı ve riayet, çoğunluğun haklarının tanınması ve verilmesi, âdil hukukun üstünlüğü prensibi taraftarları arasında dehşetli bir satranç oynanıyor.

Bu memlekette (asıl kimliklerini bilsinler veya bilmesinler) bir buçuk milyon Kripto Yahudi, bir buçuk milyon da Kripto Hıristiyan bulunduğu realitesinden habersiz kimseler benim bu dediklerimi anlayamaz, beni komplo teorilerine inanan bir paranoyak olarak görebilirler.

Bendeniz bildiğini bilen, bilmediğini bilmek iddiasında olan bir hayalperest değilim.

Evet, Yahudiler 20'nci asırda iki Yahudi rejimi kurmuşlardır.

Bu ülkede iki tarih vardır.

İki kimlik vardır.

İki kültür ve medeniyet vardır.

Bu ülkede dehşetli bir tarihî bir ârıza ve kaza yaşanmıştır.

Tarihte hiçbir ülkenin başına, bizdeki kadar büyük bir kültür, kimlik ve medeniyet kazası ve ârızası gelmemiştir.

Halk yığınları bu ülkede seksen yıldan beri ideolojik bir eğitim çarkı içinde şekillendirilmektedir.

Bu ülkenin maarifi iyi ve vasıflı Türkiyeliler yetiştirmek için değil, resmî ideolojiye din gibi inanan robotlar ve zombiler yetiştirmek için çalıştı. Gerçi başarılı olamadı ama beyinlerde ve gönüllerde büyük tahribat yaptı.

1950'lerde böyle değildi ama artık Türkiye halkı, pek küçük bir azınlık dışında, dedelerinin ve atalarının Türkçe mezar taşlarını okumaktan âcizdir.

Genç nesillere tarih diye kavağa tırmanan balık mavalları, ideolojik masallar okutulmuştur.

Lisede iyi okumuş bir Fransız kaç yüz yıl önce yaşamış Pascal'in, Voltaire'in, Montesquieu'nün kitaplarını okuyup anlayabilir.

Kültürlü ve tahsilli bir İngiliz Shakespeare'i okuyup anlayabilir.

Okumuş bir Alman Goethe ve Schiller'i okur ve anlar.

Lise mezunu bir İranlı, 13'üncü yüzyılda yaşamış Hâfız'ı okuyup anlayabilir.

Lakin lise bitirmiş, üniversitede okumuş, sözde parlak bir tahsil yapmış bir Türkiyeli, 1928'den önce basılmış en basit Türkçe kitapları okuyamaz, hele edebiyatımızın şâhikası Fuzulî Divanının (Latin harflerine çevrilmiş bile olsa) mânasını anlayamaz.

Çünkü resmî ideoloji brehmenleri, egemen azınlıklar, Kriptolar dilimizi kesmişler, korkunç bir lisan tahribatı yapmışlardır.

Onların eğitim sisteminde mantık bile okutulmaz.

Onlar, yakın tarihin en güzel ve sade Türkçesiyle yazılmış Ömer Seyfeddin hikayelerini bile anlamaz mürekkeb câhil nesiller oluşturmuşlardır.

Onlar, millî kimliğimizin ana ve temel unsuru olan Müslümanlığa savaş açmışlardır.

Onlar, birleşip toparlanamasınlar diye, çoğunluğu oluşturan Müslümanları bir sürü birbirinden kopuk, birbiriyle tartışan hizip, fırka, cereyan ve cemaate ayırmışlardır.

Onların Müslüman halka karşı siyaset ve stratejilerinin ilk maddesi böl, parçala ve hükmet olmuştur.

Baskı, zulüm, tehdit altında yaşayan, cahil bırakılan, kimlik ve kültürleri erozyona uğrayan Müslümanların büyük kısmı bu tuzağa düşmüştür.

Bütün bu tahribata, bütün bu topyekun beyin yıkama faaliyetlerine, bütün hıyanet ve sabotajlara rağmen halkımızın büyük kısmı dinine, imanına, dinî kimlik ve kültürüne oldukça bağlı kalmıştır ama güç, şuur ve vasıf bakımından büyük yıkım olmuştur.

Egemen azınlıklar, resmî ideoloji Brehmenleri en çok Ehl-i Sünnet ve cemaati yıkmak, erozyona uğratmak için çalışmıştır.

Bu maksatla meydana bir sürü reformcu, yenilikçi, değişimci, Fazlurrahmancı, ılımlı İslamcı, BOP'çu, Kemalist ilahiyatçı provokatör çıkartmışlardır.

Bu memlekette gerçek demokrasi olursa, resmî ideoloji özelleştirilirse, vesayet sistemine son verilirse statükocular, Sezarcılar, Kriptolar, iki kimlikliler, egemen azınlıklar büyük darbe yiyecekler, yerlere serilecek ve bir daha toparlanamayacaklardır.

Bu yüzdendir ki, seçimlerden sonra bir ölüm kalım savaşı başlatacaklardır.

Halk çoğunluğunun oylarıyla başa geçen iktidarın oynanan dehşetli satrancı çok iyi, çok mantıklı, çok hikmetli, çok soğukkanlı, çok hesaplı bir şekilde oynaması gerekir.

Bu satranç partizanlıkla kazanılamaz.

Bu satrancı bilge satranççılar kazanabilir.

Unutulmasın ki, Ermeniler Türkiye topraklarına kesinlikle dönmek istiyor.

Unutulmasın ki, Elen şovenler Megali İdea'dan vaz geçmemişlerdir.

Unutulmasın ki, agresif ve mutaassıp haçlılar, Evangelistler, misyonerler bu coğrafyada tekrar Teslis bayrağını dalgalandırmak emelini besliyor.

Unutulmasın ki, çok gizli BOP protokollerine göre Türkiye'nin mutlaka parçalanması gerekmektedir.

Seçimlerden sonra her yer güllük gülistanlık olacak, Yüce Meclis toplanacak, bütün anlaşmazlıklar halledilecek... Güldürmeyin beni...

Bu memlekette uzun yıllar boyunca inkâr rüzgarları ektiler, şimdi onların fırtınalarını, kasırgalarını, boralarını biçiyoruz.

Egemen azınlıklar öyle kolayca pes demez. Gerekirse iç savaş bile çıkartırlar.

Onların ekmeklerine bilerek veya bilmeyerek yağ sürülmemelidir.

Dehşetli satrançta falso yapılmamalıdır.

Gençlere çok acıyorum...

Bu hengâme içinde hırsızlık yapan, haram rant ve nemalar peşinde koşan, gayr-i meşru yollarla zengin olan, altın ve gümüş, Euro ve Dolar biriktiren gafillere acımak mı lazım, lânet etmek mi gerek bilemiyorum.

Gemi korkunç bir fırtınada bata çıka gidiyor, onlarsa haram servetler edinmek için her haltı yiyor.

Sultan Abdülaziz Han'ın kahpece şehid edilmesinden bu yana bu ülke ne büyük ahlar aldı. Şimdi onların acısı çıkıyor.

Halife-i Rûy-i zemin Sultan Abdülhamid-i Sâni tahtından alaşağı edilip hakaret içinde Selanik'e (Ah Selanik!) sürülmesinin âhı.

Hânedanın ahları.

İskilipli Atıf Efendinin âhı.

Erbilli Şeyh Esad Efendinin âhı.

Yıkılan, satılan, kiraya verilen, düzlenen binlerce caminin, mescidin, medresenin, vakıf binasının, taş mektebin, imaretin ahları.

Sadece Ayasofya'nın âhı bizi yakmaya yeter de artar. Düzlenen tarihî İslam kabristanlarının âhı.

Zikrullaha kapatılan dergâhların, tekâya ve zevâyânın âhı.

İstiklal Mahkemelerinin karakuşî kararlarıyla asılan hocaların, şeyhlerin, dervişlerin, sülahının, mazlumînin ahları.

Erzincan'da şapka kanununu tenkit ettiği için asılan Şalcı Bacı.

Ah ya Rabbi, o kadar ah var ki, hangisini sayacağım.

Ahlar, fırtına olan rüzgârlar, inkârlar, zulümler, idam sehpaları...

"Her şey düzelecek, ufuklar çok pembe, gelecek çok aydınlık, her şey yolunda..."

Pardon, tekrar eder misiniz...





 
Devamını oku...
 
Köyümüzden Haberler
Köyümüzden Haberler Köyümüzden Haberler Köyümüz ile ilgili gelişen son dakika haberlerinin detaylarını hızlı bir şekilde artık bu bölümde bulabil...
Dernekten Haberler
şükan derneği GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE ŞÜKANIN MUHTARLARI. ŞÜKANIN ESKİ MUHTARLARIİLK MUHTARIALİDOSTAUWE ULEOSKIÇKILKİWE...
 
Cenaze Haberleri
Cenaze Haberleri Köyümüzden cenaze Haberleri Vefat eden kişiyle ilgili; vefat yeri, vefat sebebi, canazesinin kalkacağı yer ve zaman, defnedileceği yer v...
 
Röportajlar
Röportajlar PÜTÜRGE BELEDİYESİ 15.11.1960 tarihinde Pütürge de doğdum.İlk,orta ve lise tahsilimi Pütürge de yaptım.1978 yılı Üniversite sınav...
Hastalarımız
Hastalarımız Hastalarımız Hastalarımızın son durumu, kaldığı hastane, ziyeret saatleri ve bunlar gibi daha bir çok bilgiyi bu bölüm...
 
Yeni Doğanlar
Yeni Doğanlar Yeni Doğanlar Yeni doğan bebeklerimizin adı - soyadı, cinsiyeti ve daha bir çok detayı bu bölümde bulabilirsiniz.
Askerlerimiz
Askerlerimiz Askerlerimiz Yeni askere gidecek olanlar, askerden döncecek olanlar, askerlik yapacağı yerler ve daha bir çok detayı bu böl...
 
Hacılarımız
Hacılarımız Hacılarımız Hacca giden & Hacdan dönen hacılarımızla ilgili gidiş - dönüş ve kafile gibi bir çok detayı bu b...
 

Anketler

Sitemize Nasıl Ulaştınız ?
 

Kimler Sitede

İstatistikler

Ziyaretçiler: 465578

Güncel Haberler

Namaz Vakitleri

Döviz Kuru

Köyde Hava Durumu

Köyde Hava DurumuKöyde Hava DurumuKöyde Hava Durumu

İstanbul'da Hava Durumu

İstanbulda Hava Durumuİstanbulda Hava Durumuİstanbulda Hava Durumu

ŞÜKDER

ŞÜKDER

Duyurular

ŞÜKAN TAKIMINA DESTEK DEĞERLİ ŞÜKANLILAR HERKESİ SULTANGAZİ ESENTEPE MH.LESİNDEKİ ARENE HALI SAHASINDA OYNANYACAK OLAN ŞÜKAN SÖĞÜTLÜ MAÇINA BEKLİYORUZ.20/04/2014 PAZAR SAAT 10:00/11:00 DE MAÇ SAATİ.

ŞÜKAN DERNEĞİ HAYIRLI OLSUN SEĞERLİ DOSTLAR CEBECİDE DERNEĞİMİZE MÜLK ALINMIŞTIR. EMEĞİ GEÇEN HERKESE TEŞEKKÜR EDİYORUZ.

duyuru

Aidat Duyurusu
Saygıdeğer şükan derneğinin üyeleri ,dernegimiz mülkiyet almaya karar vermistir. Herkesin geçmis dönemaidatlarini vermesini Rica ediyoruz.  



Köy Temsilcileri
1.   ŞÜKAN  MERKEZ (köyü)  RIZA  DÜNDAR ,MEHMET EMRE ve BATTAL KANBAY
2.   HALMÜJ( mali ive)  FATİH  DÜNDAR
3.   KARAN (köyü) BEKİR TAŞTAN ve İZZET ELMAS  
4.   İVHÜSAN (köyü) ZÜLFÜ GÜNDOĞDU ve RAMAZAN DÜNDAR
5.   CEFİKAN( köyü) HACI CEYHAN ve RAMAZAN  SALİK
6.   KOZLUK (köyü)  RAMAZAN DÜNDAR

Ziyaretçi Defteri

Son Yazılan Mesaj
ismail akkösem
19 02 2012 tarihinde elim ve üzücü bir o
Ziyaretçi Defteri - Görüşleriniz bizim için değerlidir...

Okuyucu Yorumları

  • slm emeği geçen herkesi kutluyorum harika bir şey ...
  • Merchantable battalion bey, Aslen alhamon koyunden...
  • :-x :-x :-x :-x :-x :o :o :o :o :o :sigh: :sigh: :...
  • olan petürgeyse neden hiç cülür aşireti yok ağası ...
  • s.a şükan derneği malatya dernekler arası maçlara ...

Üye Girişi






Kayıp Parola?
Hesabınız yok mu? Kayıt Ol

Doğa

Flash Player Yükle

Köy Müzik Kutusu

Error:
Adobe Flash Player needed.

SİTE TASARIM & PROGRAMLAMA - KDS | COMPETAN Bilgi Teknolojileri | Profesyonel Web Projeleri - Web Tasarım - Hosting - Alan Adı Tescili - Köy Dernek Sitesi - Köy Sitesi - Dernek Sitesi -  - Köy Dernek Web Sitesi - Köy Web Sitesi - Dernek Web Sitesi - Kişisel Web Sitesi - Şirket Web Sitesi - Kişisel Site - Şirket Sitesi - Şahıs Sitesi - Şahıs Web Sitesi